Dünyanın En Zeki
Çocukları Nasıl Başardılar? – Amanda Ripley Kitap İncelemesi
(The Smartest Kids in
the World and How They Got That Way)
1.
BÖLÜM
Hiçbir zaman istediğim kadar başarılı olamadım. 96
doğumluyum, benim dönemimde özel okullar şimdiki kadar popüler değildi. Bütün
eğitim hayatım devlet okullarında geçti. Ailemin eğitimle ilgili bir hırsı yoktu
ancak ilgisiz de değildiler. Kendileri gibi lisansı bitirip devlette düzenli
bir işe girmem yeterliydi ama ortaokulda eğitimden başka beklentilerim ortaya
çıkmaya başladı. İstediğim eğitime ücretsiz ulaşabilecek kadar başarılı
olamadım ve bunun için kendime suçluyorum. Sanırım bu yüzden nerede eğitim ve
zeka ile ilgili bir kitap bulsam alır okurum. Dünyanın En Zeki Çocukları Nasıl
Başardılar’ı da bu şekilde buldum. Kitap Tübitak tarafından basılmış ve Temmuz
2020’de 18 TL’na satılıyordu.
Time dergisinde çalışan Amanda Ripley’den bir eğitim haberi
hazırlanması istenir. Haber için araştırma yaparken ülkesindeki (ABD)
çocukların akademik başarısının diğer ülkelerle kıyaslandığında vasat kaldığını
fark ediyor. Ekonomik olarak ABD’den daha kötü durumdaki ülkelerin bazılarında
yaşayan çocukların nasıl daha iyi akademik becerilere sahip olduğunu araştırmaya
karar veriyor. Bunun için Kim, Eric ve Tom adındaki üç Amerikalı lise öğrencisiyle
röportaj yapıyor. Bu öğrenciler AFS (American Field Service) ile lisenin bir
yılını başka ülkede okuyor. Kim Finlandiya’ya, Eric Güney Kore’ye ve Tom
Polonya’ya gidiyor. Kitap sonbahar, kış ve ilkbahar olarak 3 kısma ayrılmış.
Kitap boyunca akademik karşılaştırmalar PISA (Uluslararsı
Öğrenci Değerlendirme Programı) üzerinde yapılmış. PISA’nın ezberi değil,
öğrenme arzusunu ölçtüğü söyleniyor.
Kitapta en sevdiğim kısım Kim, Eric ve Tom’un ABD’deki lise hayatlarının ve nasıl hiç bilmedikleri bir ülkeye okumaya gitmeye karar verdiklerinin anlatıldığı kısımdı. Kim ve Tom kendilerini liselerinde kapana kısılmış hissediyordu, burada kendimi okuyor gibi hissettim. Keşke bu programa ben de o zaman katılabilseydim diye çok iç geçirdim kitap boyunca.
SONBAHAR
Eric’in Kore’deki
Lise Hayatı
Güney Kore lise okumak için korkunç bir yer. Kitap boyunca
bunu hissediyorsunuz. Liselerde çan eğrisine göre notlandırma yapılıyor. Öğrenciler
ve aileleri tek kurtuluş seçeneklerinin ülkedeki elit on üniversiteden birine
girmek olduğuna inanıyor, bu yüzden rekabet çok fazla. Çocuklar son yıllarında
sabah dört buçuktan gece on ikiye kadar okulda ve hagwon denilen dershanelerde ders çalışıyor.
Bu eğitim sistemine düdüklü tencere modeli denmiş.
Bu kısımdaki en korkunç hikaye bir Koreli öğrencinin,
annesini veli toplantısına gitmesini engellemek için boğazından bıçaklamasıydı.
Tom’un Polonya’daki
Lise Hayatı
Tom’un hikayesi matematik dersinde bir
polinom sorusunu çözememesiyle başlıyor. Amerika’da çocuklar, Asya ve Avrupadaki
yaşıtlarının gördüğü matematik çok daha basitleştirilmiş halini görüyor. Genel
olarak ABD’de ebeveyn ve öğretmenlerin bakış açısı, akademik yüklerin
çocukların psikolojisini bozacağı yönünde. Kitaptan aklımda kalan en vurucu
yer, bir çocuktan ne bekliyorsanız size onu vereceğiydi. Dolayısıyla, Amerika’da
öğrenciler matematikte kötüler, Tom da bu matematik sorusunu çözemiyor ve o
günden sonra Polonyalı öğretmen ona derste soru sormuyor.
ABD’li ebeveynlerin “kırılgan çocuk” imgesine karşı, Polonya’daki
çocuklar başarısız olmaya gayet alışkın. Derslerde sınıfın büyük bir kısmı kötü
not alıyor ve buna rağmen çalışmaya devam ediyor. Burada Winston Churcill’den
güzel bir alıntı yapılıyor: “ Başarı heyecanını kaybetmeden hatadan hataya
koşmaktır.”
Kış ve ilkbahar kısımlarını ilerleyen günlerde yazacağım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder